31 Ekim 2014 Cuma

La raison du coeur

Bu sefer edebiyat dışı bir konuyla ilgili yazmak istiyorum. Son yıllarda en çok ilgimi çeken konulardan biri beynin işleyişi, bilinç, kendi kendimize yarattığımız algı ve dünya. Elbette beynin işleyişiyle ilgili yalnızca pop bilim kitapları düzeyindeyim. Beynin işleyişiyle ilgili Incognito, Hardwiring Happiness ve Subliminal önerebileceğim pop neuroscience kitapları. Incognito'da insanın beynini incelemesini bir bilgisayarın webcam aracılığıyla içine bakmaya çalışması olarak anlatmaya çalışıyordu. Subliminal ise bu kitapların içinde beni en çok etkileyen oldu sanırım.

Subliminal "bir ben var benden içeri"deki "ben"i açıklamaya çalışıyor. Bu konuda içgözlemle yazar ve filozofların ulaştıkları noktalar çok ilgimi çekiyor. İçgözlem yoluyla asla hücrelerimizi, sinir sistemimizi hayal edemiyoruz ama bilinç şeklimizi hayal edebiliyoruz. İlginç.

Burada beni ilgilendiren kısımlardan biri beynimizle nasıl iletişime geçebileceğimiz. Açıkçası beynimize doğrudan komut vermeyi başardığımızda Matrix'in gerçek olacağını düşünüyorum. Işınla beni Scotty gibi yani bence "dil öğren" dediğimizde öğrenebilen bir beyin fena olmazdı. Bu blogda hep mutluluğu seçmekten bahsediyorum. Bunda da beyni telkin etmenin payı var. Şu anda beyinle iletişim kurmamızın tek yolu telkin, belki ileride bir çip ya da hap aracılığıyla bu işi kolaylaştırmamız mümkün olabilir. Subliminal'i yazan Mlodinow, Hawking'in birlikte çalıştığı biri. Onun da kitapta iddia ettiği şey, dünyayı tamamen kendi algı süzgecimize göre şekillendirdiğimiz. Dali'nin şu sözünden bahsediyor Mlodinow : "Every morning upon awakening, I experience a supreme pleasure: that of being Salvador Dalí, and I ask myself, wonderstruck, what prodigious thing will he do today, this Salvador Dalí." 

Dali, Dali olduğu için mi bu soruyu kendine soruyordu yoksa bu soruyu kendine sorarak beynine bunu telkin ettiği için mi Dali oldu? Telkin yoluyla ben de hayatımda çok şeyi değiştirdim, daha mutlu ve daha tatminkar bir insan oldum. Bu açıdan telkinin ve hayal kurmanın gücüne çok inanıyorum. Kindle aldığımdan beri durdurak bilmeden kitap okuyorum. "The power of now", kişisel gelişim görünümlü değişik bir kitap. O da bu farklı bilinç düzeylerinden bahsediyor. Bilinç ve beyin işleyişi ile ilgilenmeye başladığımdan beri kesinlikle fark edip emin olduğum bir şey var, gün boyunca aktif olarak düşündüğümüz ve aklımızın içinde neler olup bittiğini gözlemlediğimiz anlar çok kısa. Günler otomatik pilotta akıp geçiyor. O nedenle bu telkin işinin otomatik pilotu doğru yere yönlendirme konusunda yardımcı olduğunu da es geçmemek gerekli. Kendi hayatımızı kendi algımız çerçevesinde yaşıyoruz, algıyı değiştirmek ise hem basit ama bir o kadar da zorlu bir yolculuk. What prodigious thing will you do today? 



20 Ekim 2014 Pazartesi

Bihter

Eski Türk edebiyatını ziyadesiyle severim. Araba Sevdası’ndan başlayarak çoğunu da okuduğumu sanıyorum. Yalnız itiraf etmem gerek ki Aşk-ı Memnu’yu yalnıza Selim İleri seçkisinden bir parça olarak okumuştum. Kitabın tamamını okumaya diziyi çok severek izledikten sonra karar verdim. Yurtdışında insan bazı şeylere daha çok sarılıyor, ben de burada bir iş yaparken arka planda sevdiğim dizileri izliyor veya dinliyorum. Aşk-ı Memnu da bunlardan bir tanesi. Bence romandan günümüze aktarımı çok başarılı, zaten dizi de o yüzden bu denli efsane oldu. Beren Saat’in ve Peyker’in güzellikleri, o zamanlar pideye benzese de Kıvanç Tatlıtuğ faktörü ama en çok Bihter’in tutkusu herkesi bu diziye bunca meftun etti.

Dizideki ve kitaptaki Bihter birbirinden aslında temelde farklı. Müjde Ar tam anlamıyla romandaki Bihter iken ben Beren Saat’in yorumunu da çok seviyorum. Mesela dizide öne çıkan “ölüyorum anlasana” sahnesinin çok benzerini kitapta görünce şaşırdım. Kitaptaki Bihter 22 yaşında, 50’sini devirmiş bir Adnan Bey ile evleniyor. Hikayenin çoğu çok benzer olsa da ayrıldığı temel noktalar var. Kitapta Mlle. de Courton ihtiyar bir kadın, Adnan Bey’den herhangi bir aşk beklentisi yok, diziden farklı olarak Bülent tarafından aynı şekilde sevilmiyor. Kitaptaki Bülend, yaşlı kadıncağızla alay etmekten imtina etmiyor. Bu da dizide bence kilit bir nokta.

Kitap ve dizi Bihter’lerinin temel farkı çıkış noktaları. Kitap Bihter’i ancak evlendikten sonra kendini ve bilhassa vücudunu keşfeden, 22 yaşında tazelik ve kendi güzelliğiyle başı dönen, Adnan Bey’le izdivacında en temel olarak parayı alan fakat kendi narsisisizminden başı dönen ve bu körpe vücuda yaşlı bir kocayla yazık ettiğini düşünen bir kadın. Behlül ile ilişkisi de tamamen fiziksel olarak başlıyor. Dizi Bihter’i ise annesinden intikam almak, belki horlandığı ve dışlandığı kendi çevresinden kaçmak için, belki de maddi mülahazalarla evleniyor Adnan’la. Sevgisi de eksik değil. En yaralı olduğu anda ona tamamen ve yalnızca kucak açan baba modeli Adnan’a kaçmasıyla bir taşla on kuş birden vuruyor. Amerika’da okumuş, 24-25 yaşındaki aşırı güzel Bihter’in ilk sevgilisinin Adnan Bey olduğunu düşünmek gibi bir safdillik yapacak değiliz. Annesinden de onun şehvete düşkünlüğünden de nefret ediyor Bihter. Adnan’ın sakin ve huzurlu kollarında bir nevi Madonna olarak, iki tane kazık kadar çocuğa o genç yaşında müşfik annelik yaparak kendini temize çekecek.

Firdevs Hanım her şeyin ve bilhassa insanların değerinin parayla ölçüldüğü bir çevreden geliyor. Benim İzmir’i sevmememin başlıca sebebi budur ve Firdevs’in davranışları birebir düşmüş bir eski zengini yansıtıyor. Bu tür ortamlarda iflas etmek vebayla eş değer sayıldığından iflas eden zenginin yanındaki sözde dostları çil yavrusu gibi dağılır. Firdevs’in de etrafa bir şey çaktırmaması bana çok tanıdık gelen bir şey, iflas etmesine rağmen en merkezde kredi borcuyla lüks evde oturup eski tanıdıklarına kuyruğunu dik tutma çabalarındaki insanları hatırlatıyor. Bihter’in de bu denli tecrit edilmesi kendini yalıya ve Adnan’a kapatmasının altında da bu neden var. Maddi güçleri olmadan o çevrede esameleri bile okunmaz. Kitapta bu kısımda Bihter biraz daha yüzeysel, alabileceği esvapların hayaliyle büyüleniyor daha çok.

Kitaptaki Bihter’in Behlül’ tutkusu aslında çok kolay açıklanabilecek bir şey, tamamen fiziksel bir tutku. Bu nedenle çok şaşırarak bir dizi kahramanının kitap kahramanına göre dönemsel koşullar gereği de olsa daha derinlikli bir aşk yaşadığını görüyoruz. Dizideki Bihter de elbette Behlül’ün yakışıklılığına gençliğine tav oluyor, fakat o aşkın devamında daha farklı şeyler var.

Behlül kitapta kendi felsefesi olan bir karakter, amcasında da dizideki Behlül kadar bağlı değil. Vicdan azabıyla ezildiğinde de kendi tuhaf felsefesiyle kendini hemen rahatlatmayı beceriyor. Kitapta da Bihter onun için tensel bir aşkken Nihal’e bir anda gerçekten tutuluyor. O açıdan dizideki Behlül’ü çok daha kişiliksiz buldum. Bütün ailesini garip bir aşk uğruna ve belki amcasına karşı geliştirdiği, karşılıksız iyiliğinin altında sürekli ezilmesi yüzünden sahip olduğunu düşündüğüm Ödip kompleksinden yaptığı şey kabul edilecek gibi değil. Adnan’ın Behlül üzerinde belki de farkında dahi olmadan uyguladığı güç oyunlarının altında ezilen Behlül’ün pek o kadar da muhteşem olmayan intikamı mı acaba bütün dizi? Bunu erkekler açıklasın, erkeklerin baba figürleriyle olan tuhaf ego yarışlarını kadınlar bence hiç tam manasıyla anlayamayacak.

Yasak aşkın saf tutkunun peşinden gitmesine rağmen herkes dizide Bihter’e acıdı ve onun tarafında durdu. Aşkına sahip çıktığı ve yaptığı şeyin bedelini ödemeyi göze aldığı ve sanırım çok güzel bir kadın olduğu için. Bihter’i sanırım gerçek hayatta tanısam hiç sevmezdim ama iç dünyasını görebildiğimiz bir kahraman olarak kendisi seviyorum. Kitap kahramanı olarak ise biraz sığ buldum kendisini, çok hayranlığımı kazanamadı. Dizideki Bihter’ kızdığım yön Behlül’ü de beklemeden boşanmaması. Bunda da playboylara meze olursun diyen annesinin elbette payı var. Bihter her ne kadar annesinden nefret eder görünse de dizide Firdevs Hanım’ın her dediğinin etkisinde kalıyor, annesinin her dediğinde bir doğruluk payı olduğuna inanıyor. Maddi durumları ve Firdevs Hanım’ın kötü şanı yüzünden içinde hapis oldukları tecrit hayatı nedeniyle de yalnızca Bihter Peyker ve Firdevs olarak bir yakınlık içindeler. Etraflarında dost görünen herkesten irili ufaklı kazıklar yedikleri için Bihter’in kendini tarafsız yakın bir dostuna açması da mümkün değil.

Tecrit deyip durdum ama dizide herkes izole ve yalnız. Nihal’in yalnızlığı da dizide dikkat çekici, sanki Adnan Bey’le alakası olan herkes kesif bir yalnızlığa gömülmek zorunda. Dış dünyayla canlı bir ilişkisi olan o fasit daireden çıkıp arada nefes alabilen tek karakter Behlül. O da o dairenin içine girip dış kanalları kapatınca hep birlikte havasızlıktan ölmeleri pek şaşırtıcı değil.

Bir de herkesin en tepkili olduğu benimse sevdiğim karakter Nihal. Kitapta henüz 15 yaşında, olgun bir çocuk. Behlül kendisine ilan-ı aşk ettikten sonra bile içinden bir ses onu uyarıp duruyor. Dizideki gibi ayılıp bayılmıyor, Behlül’ü sevse de aşkından emin olması zaman alıyor.Benim dizi Nihal’ini sevmemin sebebi Hazal Kaya’nın çok inandırıcı oyunculuğu. Diğer kısımlarını bilmem ama Behlül’ gizli aşkı, sevinince kendini tutamayıp aşık sırıtmaları, ben kendisini çok başarılı buluyorum. Ben de 16-17 yaşında platonik aşkımdan yataklara düştüğüm için kendisini çok da iyi anlıyorum. 17 yaşında ilk aşkından karşılık gördüğünü sanan bir kız hele ki Nihal gibi Behlül’ü hastalıklı bir tutkuyla seven bir kızın ortalığı yakıp yıkmasını ben her zaman anlayışla karşıladım. Behlül’ün bilemediği ve yanıldığı nokta şu. Nihal ölecek sanıyor çünkü Nihal’in kendisi de aşktan ölürüm sanıyor. İlk aşk acısı ölümle eş değer bir sancı değil midir? Geçmeyeceğini sandığımız bir acıyla aşktan öleceğimizi hepimiz sandık, ölmedik, Nihal de ölmedi.

Bihter de aşkından değil gururundan gurursuzluğundan Adnan’a intikam zevkini tattırmamak ve yaptığı şeyle istemediği şekilde yüzleşmek zorunda kaldığı için öldü. Bihter gibi bir kadının aşkından ölmesi herhalde pek mümkün bir şey değil, Bihter umutla umutsuzluk arasında nefessiz kaldığı için öldü. Behlül ona hep çok ufak da olsa bir umut verdiği son ana kadar münasebetlerini kesmediği için öldü. Annesi ve kardeşiyle anne ve kardeş ilişkisinden ziyade kadınca kıskançlık ve fettanlık yarışında olduğu için öldü. Kocasına karşı annesiyle sevgilisine karşı kardeşiyle kadınca yarışmanın ağırlığı altında ezildiği ve tam manasıyla hiçbiriyle konuşamadığı için öldü.

Utanmadan Kamran’ı esmer yapan Çalıkuşu dizisi filan elbette Aşk-ı Memnu’dan sonra bir anlam ifade etmiyor. Aşk-ı Memnu çok iyi bir diziydi, Bihter de gelmiş geçmiş en derinlikli dizi kahramanlarından biri.