22 Nisan 2015 Çarşamba

saçmalama hakkı

İstanbul'a döndüğümden beri yazamıyorum. Yazmıyorum değil de yazamıyorum. Kafamda o kadar çok şey dolaşıyor ki gelip bari burda saçmalayayım dedim. Ne yazacağımı ve bu yazının nereye gideceğini de hiç bilmiyorum.
Geri gelmek çok tuhaf bir hismiş, zaman ve mekan bölünmesi yaşamak gibi. Sanki gidilenler gidilmemiş gibi. Yaşananlar yaşanmamış, okullar bitirilmemiş ve biz hala öğrenciymişiz gibi. Bir yandan 30 geliyor, 30 bana gümbür gümbür geliyor. Yaşlanmaktan hem bu kadar korkup hem de bence kendimi tam bulacağım yaşlara geliyorum diye de aynı anda sevinmekten bazen yoruluyorum. Ben teenager olmaya müsait biri değildim mesela, 25 ve sonrasında kendimi daha bir yaşıma uygun hissediyorum. 20 yaşına girerken teenageliğimin son dakikaları diye gözlerimi çıkarana kadar ağlamıştım gerçi. Ben zamanın böyle çabuk geçeceğini ta eskiden beri biliyordum. 
Sonra mesela Edip Cansever Tomris Uyar'a yaş günü için şiir yazmış. Etiler'den Hisar'a iniyorlar. Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç diyor. Ben sigarayı bıraktığımdan beri çok yürüyorum. Her gün 20 kilometre nerdeyse. Etiler'den Taksim'e, Beşiktaş'tan Bebek'e, Levent'ten Boğaziçi'ne, Gümüşsuyu'ndan Galata'ya, tünele ve Karaköy'e hep yürüyorum. Ortaköy'den geçiyorum, yanan okuluma bakarak ve içim sızlayarak ama bir yandan da duvarlarını bile sevgiyle elleyerek H. ile üniversitede okurken adını kendimizce Saltanat Yolu koyduğumuz yoldan gidiyorum. Uzun ince yollar. Ben yürüyorum. Yürüyerek Viyana'dan İstanbul'a geleceğim bıraksalar. Bazen müzik dinliyorum. sen nehirleri yataklarında ayırırdın da örterdin üstümü. Anılarımla, üniversitede okuyan kendimle ve gelecekteki benimle yürüyorum. Ben yürüdükçe ruhum gündelik hayatın tatlı telaşlarını ve işlerin yorucu streslerini unutuyor. Düşünüyorum, düşünmekten kendi kendimle konuşmaktan kulaklarım uğulduyor. Bir arkadaşıma rastlıyorum, ben üniversite zamanı da yürürdüm, unutmamış yürüdüğümü. Ben böyle onun karşısına kaç sene sonra yine Ortaköy'e yürürken çıkıyorum. Yürümelerimi unutmamış, sen eskiden çok yürürdün hala yürüyor musun diyor. Yürüyorum diyorum, eskiden Nişantaşı'ndan Ortaköy'e yürürdüm de çok gelirdi, şimdi Taksim'den Baltalimanı'na yürüyorum, yokuşlar çıkıyorum çok dik çok sapa yokuşlar ve yokuş çıkışımda kendime küfrediyorum yorulup nefessiz kalınca ama sonra yürüyerek eve geldim ben diyorum. Kocaman yolları 36 numaralı ayaklarımla teptim de yürüyerek eve geldim. Şimdi bu benim 29. yaşım ve sonra 30 olacağım, böyle tuhaf düşünceler yirmili yaşlarını süren biri için hala normaldir. Ama sonra ekimde yaş değiştireceğim, törenler olacak ve kutlayıp sevineceğiz. 20ler bitecek, a decade ve benim değiştiğim ve kocaman kadın olduğum bir on yıl bitecek. 19 yaşında kocaman insan gibiydim oysa. Ben Viyana'da böyle garip düşüncelerden kurtulmuştum şimdi geri gelince onlar da beni bekler gibi köşelerden boğazdan sudan tuzdan gelip aklıma ruhuma karıştılar. Böyle şeyleri düşünmek ve böyle şeyleri düşünerek kendimi küçük hissetmek için hala birkaç ay daha vaktim var. 
Galiba yine roman okumayı bırakma vaktim geldi.