18 Ocak 2016 Pazartesi

Onyria

"Tur, tur pedimu, nereye gidersin?" Namaz kıldığı için çocukken "Amin" adını taktığım babamın ananesinin kırık Türkçe'si hep kulaklarımda. Ben babaannemin vefatından yaklaşık 2 sene sonra doğmuşum. İsmimiz de aynı. Evladını kaybettikten sonra ağlamaktan gözünde yaş kalmamış Amin'in. Ben doğunca ilk kez gülmüş, öyle anlatıyorlar. Belki kızının ismini taşıdığım, belki torun çocuğu olduğum ama en çok koynunda büyüyen çocuk ben olduğum için Amin'le benim ilişkim hep çok farklı oldu. Vefat ettiğinde ben 12 yaşındaydım. Çocuklara herhalde bazı şeyler malum oluyor. O sonbahar vefat edeceğini anlamış gibi son yazımızda her anımı Amin'le geçirdim, hiç yanından ayrılmadım. O yaz hem de bana anlattığı hikayeleri de daha çok anlayacak yaşa geldiğime de seviniyorum. Benim yaşımda olup mübadele hikayelerini birinci ağızdan dinleyen çok fazla kişi olduğunu sanmıyorum. Midilli'den sandala binerken ablasını fazla eşya aldığı için uyarması, onu dinlemeyip yine de sandala binen ablasının sandalının batması. Korkudan Cunda adasında en küçük evlere yerleşmeleri, öyle garip şeyler ki bizim için. Midilli mübadilleri Girit mübadillerine göre daha dindardır. Ailenin diğer kısmı olan Girit göçmenleri ayrı bir alem. Girit göçmenleri cenazeye ağlarken müzik duyunca dans etmeye başlayan, neşesi gürültüsü bol insanlar. Zeytinyağı, değişik otlar ve bitmek tükenmek bilmeyen Girit hikayeleri bereketli sofralarının vazgeçilmezleri. Bize de İzmir'den hala koliyle mevsimine göre radika, cipes, şevketi bostan, arapsaçı ve karışık ot gelir. Çocukluğum hep bu hikayelerle, bu yemeklerle geçti. Cunda adasında hala eski Rum evlerinde yaşayan akrabalarımız, Çeşme'de radyodan Yunanca müzikten başka bir şey dinleyemeyişimiz.

En çok üzüldüğüm dedemin bana Rumca öğretemeden ben 6 yaşındayken vefat etmiş olması. Rumca bildiği için donanmaya alındığını, 2. dünya savaşı'nda Malta'da musevileri Türkiye'ye kaçırmak için savaştığını, naziler tarafından bacağından vurulup 6 ay hastanede yattığını ise çok yeni öğrendim. Bana her gün taze balık avlayan, radyoda Yunanca müziği ve bir kadeh rakısıyla dünyanın en mutlu insanı olan Giritli dedem. Vefatından sonra evinde babanemin her resminin arkasına ayrı şiir yazdığını gördükleri, bestelerini kaydededen udi arkadaşı sayesinde dinleyebildiğim sanatkar şair dedem.   Benim bu hayatta en çok sevdiğim insan dedemdi/dedemmiş. Dedemmiş diyorum çünkü öldüğünü hiç kabullenemedim, 2 yaşımdan beri her şeyi hatırlayan ben dedemle ilgili hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Tek bildiğim dede lafı geçince muhakkak ağladığım, çocukluğumu anımsattığı için Babam ve Oğlum filminde ağlamaktan helak olduğum. Dedemin İnsanları'nı hala cesaret edip izleyemedim.

Aslında bu yazı çok neşeli bir yazı olsun diye başladım, Atina'da geçirdiğim 2 günü anlatacaktım ama Amin ve dedemden bahsetmeden bu yazıya başlayamadım. Cuma gecesi Atina'ya iner inmez kendimizi çok tatlı bir tavernaya attık. Birkaç kadeh içince konuşmaya başladığım çok kırık Yunancamla yan masadaki kadınlarla arkadaş oldum. Hikayeleri anlatınca sanıyorum onlar da beni sevdiler. Dioni ve Kalyopi. Dioni emekli eczacı, Kalyopi de piyano öğretmeniymiş. İzmir'de denizden haç çıkaran annemin hısım akrabalarının fotoğraflarını gösterince çok etkileniyorlar. Sonra İstanbul'a ilk geldiğimde yanında kaldığım Rum hanımın dizisini de hatırlıyorlar. Ertesi gün muhakkak bizi yemeğe götürmek istiyorlar. Bir Avusturyalı olarak Andi için sanırım bu bir anda ortaya çıkan sıcaklık ve aile kaynaşması şaşırtıcı bir şey. Ertesi gün söylediği yerde buluşup dünyanın en tatlı Girit restoranına gidiyoruz. Bu minicik yerlere "kutuki" diyorlarmış, dünyanın en sevimli lafı. Kalyopi'nin İngilizce'si çok iyi değil, fakat bu akşam onun da Mudanya mübadili olduğu ortaya çıkıyor. Ben annemlerin Florina'dan Mudanya'ya göçtüklerini anlatınca bu sefer Kalyopi ağlamaya başlıyor, "yavrimu" diye diye. Yunanca'nın güzelliğinden ne yapacağımı şaşırıyorum. Yavrimu, bir dilden diğerine geçen sevgi sözleri. Dioni Atina'lı, bu hikayeleri daha ziyade kitaplardan okumuş. Kalyopi kadar etkilenip ağlamıyor. Kalyopi bana bildiği Türkçe sözleri söylüyor. Öyle tatlı ki. Bu iki kadında sanki kaybettiğim bütün aile büyüklerinin izi var. Amin tabii her büyükanne gibi muhteşem bir aşçıydı, o vefat ettiğinden beri aynı lezzette yemek yiyemiyoruz. Ta ki kutuki'de Giritli ananenin yaptığı yemeklere kadar. Kutuki Giritli bir anane tarafından işletiliyor, müthiş bir buzuki eşliğinde yediğimiz yemekler de ondan o kadar güzel. Tandır gibi keçi etini yemeyeli bilmem kaç yıl olmuştu? Memnun olalım diye etrafımızda dört dönüyorlar, böyle bir sıcaklığı başka hiçbir ülkede bulamam. Andi zaten benim kadınlarla ilişkimi ağzı açık izliyor. Gideceğiz, elbette hesap ödetmiyorlar. Kalyopi Türkçe "çocuğum benim" diye sarılıyor bana, beni hiç bırakmak istemiyor. Ben de onları İstanbul'a getirteceğim, kararlıyım. Sevgi kurtaracak bu insanlığı, çoktandır yok olan ümitlerim bu gezide yeniden canlanıyor. 

7 yorum:

  1. Çok güzel. Başı çok dokunaklı. Ben galiba duygusal düşünemeyen birisi olmuşum yıllar içinde, çok zihinselmişim. O yüzden bu duygusal bolluğa da imrendim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bana da bu aralar bir şey oldu, sürekli bir duygu yoğunluğu içindeyim. Su'yu da andım tabii Atina'da, patenle nerelerde gezdi acaba, manav hangi köşede diye baktım.

      Sil
  2. Sizi üzeceğim; ama Su patenle Selanik'te kayıyordu. Manavı ben de aradım bulamadım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de yazdıktan sonra hatırladım. Atina'ya çocukken gidiyorlar, izmir'e benzetiyorlar.

      Sil
    2. kitabı yeniden okumamın vakti gelmiş.

      Sil
  3. Ben de Barış gibi bu duygu yoğunluğu karşısında kendi rasyonelliğimle yüzleştim. Gündelik hayatın plastikliği içinde bu insani yönü koruyup yansıtabilmek ne güzel. Ben ancak bir başkasının sözlerini aktarırken yapıyorum bunu ne zamandır, yani çeviride.
    Mübadil çocuğu olmak ayrıcalıklı bir şey. Her tür ayrıcalık hissinin kişiliğe olumlu etki ettiğini, daha başarılı olmaya yönlendirdiğini düşünüyorum.
    Yunanca bilmekse inanılmaz bir genel kültür sağlıyor olmalı.
    Eline sağlık, çok güzel ve samimi bir yazı olmuş.

    Şahika

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kalyopi beni çok etkiledi, onun duygusallığı da yansıdı bana sanırım. yunanca'yı kendi kendime öğrenmeye çalışıyorum bakalım sökebilecek miyim? mübadillik garip bir şey, hiç gidip görmesen de dün gelmişsin gibi anlatılıyor. çok teşekkür ederim güzel yorumun için.

      Sil